Mahur Beste - Attila İlhan





Sanat eserleri, oluşumuna eserlerin bizzat kendilerinin de katkı sağladıkları ortak bir kültürden beslenirler. Bu kültür yani sanatın büyülü dünyası, duyguların bazen kesişerek bazen çatışarak insan öznesinin ürettiği özgün eserlerin birikimi olan ortak bir alandan oluşur. Büyüsü de buradan gelir zaten. Bu dünyanın içerisine girdikçe somut olarak sezinlenebilen birbirine açılan kapıları izleyebilmek mümkün olmaktadır.   İşte Attila İlhan’ın Mahur’u da bize bu keyifli seyahati yaşatabilecek geçişleri görme imkanı sunan bir eserdir.

Mihriban - Abdurrahim Karakoç


Karakoç'un ardından, yeni nesilin pek bilmediği Karakoç'a, iki ölümsüz şiir yazdıran Mihriban'ın hikayesini sizlerle paylaşalım istedik..
Mihriban şiirinin yazarı Abdurrahim Karakoç gençlik yıllarında delice aşık olur ve bir o kadar da sevilir... Niyetleri evlenmektir ama kız tarafı bütün sürekli "hayır" demektedir bu işe... Velhasıl bu sevdadan vazgeçilir...
Aradan yıllar geçer... Birgün Abdurrahim Karakoç'u bir arkadaşı ziyarete gelir.. Ve Karakoç'a, yolda, onun eski sevgilisi ile karşılaştığını, biraz sohbet ettiklerini, ve hanımın evlenmiş olduğunu söyler... Arkadaşı yanındayken hislerini pek belli etmese de, o gittikten sonra Abdurrahim Karakoç oturur ve duygularını dizelere döker..

Düşünen Adam Heykeli - Auguste Rodin


Auguste Rodin
Türkiye’de ‘Akıl Hastalığı’ ile özdeşleşen “Düşünen Adam” heykelinin ardında renkli bir hikaye saklıdır.
Bu heykel hakkında türlü türlü hikayeler, uydurmalar yada yakıştırmalar mevcuttur.
   
Dünyaca ünlü Fransız heykeltraş Auguste Rodin’in meşhur heykelinin Bakırköy’deki akıl hastanesinin bahçesine dikilmesi fikri, 1950’li yıllarda başhekimlik yapan Fahri Celal Göktulga’dan çıkmış. 1953 yılında bir dergide heykelin fotoğrafını gören Başhekim Göktulga, heykelin yapımı için orada yatan hastalardan

Selimiye Camii - Mimar Sinan



Rüyasında peygamberimiz Hz. Muhammed’i gören padişah II Selim, Peygamberin emri üzerine onun rüyada gösterdiği yere bir cami yaptırmaya karar vermiş ve caminin yapılması için Mimar Sinan’ı görevlendirmiştir. Koca Sinan, ustalık eserimdir, dediği bu yapının inşaatına başlamadan önce, inşaatta kullanacağı bütün taş malzemeyi araziye getirtmiş ve cami alanına yerleştirmiş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Sonra eşilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya. Görenler şaşırmış tabii. Bir müddet sonra "Tüm inşaatta bu harcı kullanacağız" diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç'ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış. Çalışmalar tüm hızıyla devan ederken Mimar

Guernica (Tablo) - Pablo Picasso


Picasso'nun ünlü tablosunun öyküsü
Bundan 72 yıl önce, 26 Nisan'da Alman uçakları bir İspanyol kasabasını bombalamıştı. Picasso'nun belki de en ünlü tablosunun öyküsü böyle başladı.
Nisan bir bahar ayıdır; cemreler düşmüş­tür çoktan. İçimizdeki her coşkuya yol vermeliyizdir. Kapıp koyu vermeli... Biraz da ak­lımız bir karış havada gezmeli...
Nisan bir bahar ayıdır; çiçek yaprakları yağar üstümüze, yıldız tozları yağar. Üstü­müze ince ince yağmur yağar güneş nö­betteyken bile. Öyle coşkuluyuzdur ki, kuş pislikleri yağsa seviniriz uğurdur diye. Ve ben her nisan ayında elime kalemi geçir­dim mi böyle bir şeyler yazarım işte...

Elfida - Haluk Levent




Elfida, Bir gerçek dramın şarkısı, bir yaşanmışlığın… Şarkılar gerçek yaşamdaki olayları anlattığında ne kadar etkili oluyor değil mi? Üstelik ölümle-yaşam arasındaki o kısa çizgiyi tasvir ediyorsa bir başka… Sözleri insanın içine işliyor sanki. İşte bu tarife uyan bir şarkının hikayesini sizinle paylaşmak isterim:
Elfida: “Feda etmeyi bilmek, gözden çıkarmak anlamında, bazen çekip gitmeyi bilmek, sevdiğini yitirme acısıyla ayakta kalabilmek......” Arapça bir kelime.
Haluk Levent'in bu şarkıyı oluşturma hikayesi de çok özel. Kanser hastası 16 çocuğun bakımını üstlenmiş olan Levent, bu çocuklar arasında bulunan 9 yaşındaki Elfida’nın vefatıyla yıkılmıştı. İşte bu şarkıyı küçük Elfida için yazmış. Haluk Levent yazdığı şarkıyı Elfida’ya dinletmeyi çok istemiş. Ama vefatı nedeniyle bunu gerçekleştirememiş. Elfida’yı ziyaret eden adaşının anısını aktarmak isterim:

Hekimoğlu Türküsü - Anonim


Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.
Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.
İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar.

Hastane Önünde İncir Ağacı - Anonim

 
Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat´a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İ